''Bir şey kaldı gecelerden birinde senden
Öncesinde bilinmemiş bir şey''
Hangimiz de kalmıyor ki? Bayramda gördüm özellikle bu ilk iki satırına takılıp kaldığım mezartaşını, ne kadar da basit ,yalın ve yumuşak görünüyor okuduğunuzda hayatın en acı tokadıyla karşılaşma anı..
Mezartaşları hep ilgimi çeker gözüm takılır mezarlık ziyaretlerinde, geride kalanların duygularını, yaşadıklarını yansıtır kimi zaman aynen bu resimde olduğu gibi, baksanıza çiçeklerin güzelliğine tazeliğine belli ki çok sık ziyaret ediliyor belki de hergün , o papatyalar ,laleler acaba ellinci, yüzüncü veya beşyüzüncü ziyarette mi konuldu bulundukları yerlere? O papatyaların herbirine hangi özlemler, yaşanmamışlıklar , keşkeler eklendi acaba ? O Mermerin şıklığına, parlaklığına baktığında insan kabul edemiyor,yakıştıramıyor orada cansız bir bedenin yattığına ,sanki bir sergide,galeride hissi veriyor adeta..
Belki onlarca yüzlerce ziyaret daha olacak, bi o kadar da farklı çiçekler olacak o mezarın etrafında, ,İbrahim anne babasının ölümsüz çiçeği olarak yaşıyacak ,insanın okurken yüreğine oturan cümlelerle vermişler zaten suyunu, güneşini,havasını o mezara da çiçeklere de sonsuz kadar solmaması için.
Ben de on sene tanışmıştım o silinmez sesle annemi kaybettiğimde,herşeyi bildiğini zanneden biri için nasıl da yepyeni bir şey olarak çıkmıştı karşıma bu acı, tarif et anlat desen susmak ve boş boş bakmaktan başka bir şey yapamamanın çaresizliğidir belki de sadece anlatılacak olan..Yok ki karşılığı, bildiğin hiç bir kelime, kavram anlatamıyor hislerini o anda..
Ne garip yeni baba olan birine nasıl birşey babalık duygusu diye sorduğunuzda çok klasik cevaptır, ''anlatmak mümkün değil yaşamak lazım'' der gözleri ışıl ışıl taze baba...
Ölüm öyle mi ya,mümkün mü ne hissettiğinizi haykırmak, belirtmek için karşınızdakine '' anlatmak mümkün değil yaşamak lazım'' demek içinizi karanlıkta açık denizde giden bir gemi sessizliği kaplamışken. ''Yaşaman lazım'' bu iki kelime doğuma ne kadar yakışıyorsa ölüme ne kadar da itici geliyor di mi?
Aslında o bilinmeyen, tarifsiz şey hep kalıyor yaşıyor sizle birlikte, bazen kulağınızda canım oğlum şeklinde bir fısıltı, bazen sizin için dökülen bir çift gözyaşı, bazen mutfakta koşuşturan bir gölge, bazen de kan kusarken kana kana içilen kızılcık şerbeti şeklinde..
Ama yine öncesinde hiç tanışmadığınız, bilmediğiniz bir istekle o gecelerden kalan bir sesin sonsuz dek size eşlik etmesini , hiç susmamasını istiyorsunuz..
3 Aralık 2010 Cuma
Birşey Kaldı Gecelerden Birinde Senden...
29 Kasım 2010 Pazartesi
Kurgunun Gerçeğinden Daha Hakikat Olduğu İlişkiler
Çok karışık gibi görünen bu başlık aslında etrafımızda gördüğümüz birçok ilişkinin mottosu olmaya ne kadar da yakışıyor..
Bu ilişkilerin içindeki biçilen rollere soyunan kadını ,erkeği nasıl da kandırıyor kendini ve diğerlerini oscara aday performanslarıyla , kendileri olmadıklarını bildikleri halde sadece çemberin dışında kalmamak için nasıl da tüm fiillerin mış gibi ve muş gibi hallerini sergiliyorlar..Yalnızlığın ,özgürlüğün keyfini çıkarmak nasıl da bir korku filmi efekti yaratıyor kafalarında hep..
Genelde yemeğe gittiğimiz yerlerde rastlarız onlara ,düşünce balonlarında birini bulsamda kurtulsam şu karşımdakinden senaryosu içinde ya sessizliklerini ya da tükenmiş dialoglarını tabaklarında kalan lokmaları çatalla oyanayarak veya sağa sola bakarak bertaraf etmeye çalışırlar, ama cesaret edemezler hiç bir zaman yeter be diyerek mekandan hızla uzaklaşmaya veya ben bu değilim itirafını yapmaya..
Genelde saatin alarmını kurar gibi yaşarlar ilişkilerini bu gruptakiler, formatlanmış ilişki çerçevesinde bir sonraki adım bellidir hep onlar için, hep cici çocuk hep cici kızı oynarlar, hep bi sorumluluk vardır o ilişkinin içinde ,çevreye karşı ,aileye karşı ,topluma karşı , mutsuzluk manifestosu başucu kitabıdır adeta..Bağıra bağıra küfür etmenin, edepsiz dialogların hayatlarında hiç yeri yoktur , İlişkilerin beyaz yaka çocuklarıdır onlar...
Keşkelerin en güzel halleriyle kullanıldığı ilişkiler öylemidir halbuki, keşke ama keşke şu an yanımda olsa diyerek yanınızda olması için yaptığınız sahici eylemlerinizdir yaşadığınızı gerçek kılan..Mesafeler tanımadan bir alo sesi için tüm şartları zorladığınız anlardır hissettiklerinizi anlamlı kılan..
Dumanı hep tüten heyecanlar ilişkinin aort damarlarıdır , ayrıldıktan sonra bile gözünüzün önüne gelen ve içinizi üşüten bir gülümsemedir hayatınızda keyif katan, hep ararız o heyecanları ,geçmişe zaman zaman saplantılı bir şekilde bağlanıp kalmanın emarelerdir aslında bunlar..Bazen yeni yüzler geldiğinde karşınıza aslında eskiyi daha çok aradığınız olmaz mı sizinde? Ya da sadece aklınıza gelen o ışıltılı parıldayan gözler , içten olduğunu dibine kadar bildiğiniz sevgi dolu bakışlar için bir amok koşucusu şuursuzluğu ile davranmaz mısınız?
Ya özgür kalmak, ya da gerçek olmak, denklem bu kadar basit aslında..
Bu ilişkilerin içindeki biçilen rollere soyunan kadını ,erkeği nasıl da kandırıyor kendini ve diğerlerini oscara aday performanslarıyla , kendileri olmadıklarını bildikleri halde sadece çemberin dışında kalmamak için nasıl da tüm fiillerin mış gibi ve muş gibi hallerini sergiliyorlar..Yalnızlığın ,özgürlüğün keyfini çıkarmak nasıl da bir korku filmi efekti yaratıyor kafalarında hep..
Genelde yemeğe gittiğimiz yerlerde rastlarız onlara ,düşünce balonlarında birini bulsamda kurtulsam şu karşımdakinden senaryosu içinde ya sessizliklerini ya da tükenmiş dialoglarını tabaklarında kalan lokmaları çatalla oyanayarak veya sağa sola bakarak bertaraf etmeye çalışırlar, ama cesaret edemezler hiç bir zaman yeter be diyerek mekandan hızla uzaklaşmaya veya ben bu değilim itirafını yapmaya..
Genelde saatin alarmını kurar gibi yaşarlar ilişkilerini bu gruptakiler, formatlanmış ilişki çerçevesinde bir sonraki adım bellidir hep onlar için, hep cici çocuk hep cici kızı oynarlar, hep bi sorumluluk vardır o ilişkinin içinde ,çevreye karşı ,aileye karşı ,topluma karşı , mutsuzluk manifestosu başucu kitabıdır adeta..Bağıra bağıra küfür etmenin, edepsiz dialogların hayatlarında hiç yeri yoktur , İlişkilerin beyaz yaka çocuklarıdır onlar...
Keşkelerin en güzel halleriyle kullanıldığı ilişkiler öylemidir halbuki, keşke ama keşke şu an yanımda olsa diyerek yanınızda olması için yaptığınız sahici eylemlerinizdir yaşadığınızı gerçek kılan..Mesafeler tanımadan bir alo sesi için tüm şartları zorladığınız anlardır hissettiklerinizi anlamlı kılan..
Dumanı hep tüten heyecanlar ilişkinin aort damarlarıdır , ayrıldıktan sonra bile gözünüzün önüne gelen ve içinizi üşüten bir gülümsemedir hayatınızda keyif katan, hep ararız o heyecanları ,geçmişe zaman zaman saplantılı bir şekilde bağlanıp kalmanın emarelerdir aslında bunlar..Bazen yeni yüzler geldiğinde karşınıza aslında eskiyi daha çok aradığınız olmaz mı sizinde? Ya da sadece aklınıza gelen o ışıltılı parıldayan gözler , içten olduğunu dibine kadar bildiğiniz sevgi dolu bakışlar için bir amok koşucusu şuursuzluğu ile davranmaz mısınız?
Ya özgür kalmak, ya da gerçek olmak, denklem bu kadar basit aslında..
28 Kasım 2010 Pazar
Sukutun Altın Olduğu Zamanlar...
Bazen aşklar sessizlikle devam eder , her iki tarafta aşkını devam ettirmek için içine atar her şeyi..
Öyle bir süreçten geçiyoruz sevgimiz sonsuza dek olduğu için, kızsakta sinirlensekte başka GALATASARAY yok bunu biliyoruz , bu da gelir geçer diyoruz, daha önce 14 sene şampiyon olamadan geçtiği gibi, sözcükler sözlük anlamını yitiriyor böyle zamanlarda , öyleyse sukuttur bize yakışan şu anda ....iyi günde kötü günde hep seninle...bu değil mi zaten gerçek aşkın anlamı?
Öyle bir süreçten geçiyoruz sevgimiz sonsuza dek olduğu için, kızsakta sinirlensekte başka GALATASARAY yok bunu biliyoruz , bu da gelir geçer diyoruz, daha önce 14 sene şampiyon olamadan geçtiği gibi, sözcükler sözlük anlamını yitiriyor böyle zamanlarda , öyleyse sukuttur bize yakışan şu anda ....iyi günde kötü günde hep seninle...bu değil mi zaten gerçek aşkın anlamı?
19 Kasım 2010 Cuma
Küçük Sandallar Sergisi
Ildırı
Alaçatı'dan direksiyonu Paşalimanı'na doğru kırdıktan
Sanki herkes balıkçılıkla uğraşıyormuş gibi bir hava var her yerde, nereye baksanız ya balık lokantası , ya kafasında eksik etmediği beresi ve ağzında sigarasıyla ağ atan balıkçılar,ya da su ürünleri kooperatifi.. Ama meydandaki kahvede yanyana dizilmiş sandalyelerde caddeye sabit bakarak çayını içenleri görünce de slow citta kategorsinde Seferihisar'a rakip geliyo galiba diye düşünmeden edemiyor insan..
Ama ben balık istemiyorum derseniz buyrun Turkuvaz cafe'ye, meydana inmeden sol tarafta tepenin başında muhteşem manzarasıyla buyur ediyor insanı içeriye.Hiç menüyle filan uğraşmayın doğrudan patatesli kaşarlı gözlemenizi sipariş edip çayınızı da yudumlamaya başladınızmı eski yunan 'da veya batı roma imparatorluğundaki hedonist anlardan birinde hissedebilirsiniz kendinizi..
Gelince bu taraflara kırın siz de direksiyonu pişman olmazsınız...
18 Kasım 2010 Perşembe
Kalbim Sonsuza Kadar Senin Olsun
Seven Pounds
Uzun zamandır birine aşık olmamışsınız birine kalbinizi vermek istiyorsunuz, onun da aynı zamanda kalbini size vermesini istiyorsunuz...Veriyor da ama mecazi anlamda değil gerçek anlamda..Ne kadar yaşayacağınız belli değil belki bir hafta belki bir ay ama aşık oldunuz kalan süreye aldırmadan hayatınızın ne kadar değiştiğini görüyorsunuz, her saniyenin önceki yaşamınızın her yılına bedel olduğunu hissediyorsunuz,hatta hayatınızı değiştiren insanın da hayatı değişsin diye kendinize bile itiraf etmekten korktuğunuz bir gerçeklik içindesiniz ve değişiyor o insanın da hayatı hem de sonsuz dek....
Aşkın,iyiliğin,şefkatin doruk yaptığı , suçluluk duygusunun bir insanın hayatının rotasını nasıl yörüngesinden çıkarttığına göz pınarlarınızdan süzülen yaşlarla tanıklık edebileceğiniz bir film Seven Puounds..
Sevginin sınırlarının ne olabileceğini , başka yaşamları mutlu sona ulaştırmanın kendi yaşamınızdan ne kadar daha değerli olabileceğini ve fedakarlık sınırlarının bazen mutluluk bazen de hüzünle nasıl aşılabileceğini ve bu kadar da olmaz dediğiniz anda bu kadar da olurun gerçeğe dönüştüğünü göreceğiniz bir film Seven Pounds...
Ne tuhaf böyle filmler seyredince veya gazetede benzer bir habere rastlayınca bu duyguları hatırlıyor ve şaşırıyor insan, hep mi böyleydik yoksa değişen dünya mı bizi böyle yaptı? Daha acısı biz böyle olmaması için ne yaptık acaba?
At sineklerinin verdiği rahatsızlık gibi herkesin zaman zaman kendi hayatını sorgulayarak kendine rahatsızlık vermesi gerekiyor belki de...
Neyse filmi seyredin kendiniz karar verin......
Uzun zamandır birine aşık olmamışsınız birine kalbinizi vermek istiyorsunuz, onun da aynı zamanda kalbini size vermesini istiyorsunuz...Veriyor da ama mecazi anlamda değil gerçek anlamda..Ne kadar yaşayacağınız belli değil belki bir hafta belki bir ay ama aşık oldunuz kalan süreye aldırmadan hayatınızın ne kadar değiştiğini görüyorsunuz, her saniyenin önceki yaşamınızın her yılına bedel olduğunu hissediyorsunuz,hatta hayatınızı değiştiren insanın da hayatı değişsin diye kendinize bile itiraf etmekten korktuğunuz bir gerçeklik içindesiniz ve değişiyor o insanın da hayatı hem de sonsuz dek....
Aşkın,iyiliğin,şefkatin doruk yaptığı , suçluluk duygusunun bir insanın hayatının rotasını nasıl yörüngesinden çıkarttığına göz pınarlarınızdan süzülen yaşlarla tanıklık edebileceğiniz bir film Seven Puounds..
Sevginin sınırlarının ne olabileceğini , başka yaşamları mutlu sona ulaştırmanın kendi yaşamınızdan ne kadar daha değerli olabileceğini ve fedakarlık sınırlarının bazen mutluluk bazen de hüzünle nasıl aşılabileceğini ve bu kadar da olmaz dediğiniz anda bu kadar da olurun gerçeğe dönüştüğünü göreceğiniz bir film Seven Pounds...
Ne tuhaf böyle filmler seyredince veya gazetede benzer bir habere rastlayınca bu duyguları hatırlıyor ve şaşırıyor insan, hep mi böyleydik yoksa değişen dünya mı bizi böyle yaptı? Daha acısı biz böyle olmaması için ne yaptık acaba?
At sineklerinin verdiği rahatsızlık gibi herkesin zaman zaman kendi hayatını sorgulayarak kendine rahatsızlık vermesi gerekiyor belki de...
Neyse filmi seyredin kendiniz karar verin......
14 Kasım 2010 Pazar
Şimdi Bize Kaybolan Yıllarımızı Verseler...
Kaybolan üç yıl önemli mi ,önemli tabi ki Türkiye'nin futboldaki en büyük markası olacaksınız,dünya sizi tanıyacak ama üç senedir ne ligde ne Avrupa'da varsınız,her takım zaman zaman böyle düşüşe geçer , daha önce 14 sene şampiyon olmadan da hayat devam etti, Inter çok uzun seneler şampiyon olamadı ama son 4 senedir şampiyonluğa abone.Bunların hepsine okey demek her ne kadar içimizi acıtsa da yine de kabul ama bir tek şeyi kabul etmek mümkün değil. GALATASARAY 'ın büyüklüğünü ,ismini taşıyamayacak o insanların bu formaya ,bu kulübe hizmet etmesi.
Taraftar gerçekten üç senedir ciddi sabır gösteriyor hep daha iyi olacak diye artık bugün patladı ASY'de, aslında bu maçın analizi için farklı bir yazı yazmıştım ama ikinci golle birlikte yırtıp attım. Kabul edemiyorum bugünkü gibi sahadaki o mücadeleyi, kabul edemiyorum o Avrupayı titreten takımın bugün adı sanı duyulmayan köy takımlarına elenmesini ... Gitsin bu takımdan Misimoviç,Elano gibi ruhsuzlar, Insua, Ali Turan, gibi beceriksizler ..
Tek isteğimiz var o da 2000 ruhunun geri gelmesi....
Taraftar gerçekten üç senedir ciddi sabır gösteriyor hep daha iyi olacak diye artık bugün patladı ASY'de, aslında bu maçın analizi için farklı bir yazı yazmıştım ama ikinci golle birlikte yırtıp attım. Kabul edemiyorum bugünkü gibi sahadaki o mücadeleyi, kabul edemiyorum o Avrupayı titreten takımın bugün adı sanı duyulmayan köy takımlarına elenmesini ... Gitsin bu takımdan Misimoviç,Elano gibi ruhsuzlar, Insua, Ali Turan, gibi beceriksizler ..
Tek isteğimiz var o da 2000 ruhunun geri gelmesi....
8 Kasım 2010 Pazartesi
Alem Buysa Kral Sensin..
Yıl 1996 ya da 1997 filandı sanırım, Galatasaray'ın arka arkaya gelen şampiyonlukları ve Avrupa'da aldığı başarılı sonuçlarla birlikte Mahsun Kırmızıgül başlıktaki bu şarkıyla sürekli olarak Kral TV'de görünüyor hatta şarkısı maçlarda tezahürat olarak söyleniyordu. Diyarbakır'dan çıkan saf Doğu delikanlısı ,üzerinde çizgili takım elbisesi, fönlü saçları ve yanık bir sevda hasreti katılmış sesiyle bir anda meşhur olmuştu.
Yıl 2010 Mahsun'un en son filmi 5 Kasım itibarıyla vizyona girdi.Geçen 6 aylık dönemde gittiğim birçok filmde fragmanına rastladığım New York'ta 5 Minare sezonun merakla beklediğim filmlerinden biriydi.Cumartesi günü seyrettikten sonra bir kez daha takdir ettim Mahsun'u. aynen Beyaz Melek ve Güneşi Gördüm'de ettiğim gibi...
İlk filminde seyredenleri hıçkırıklara boğmuştu, Güneşi Gördüm 'de ise o muhteşem senaryo ve heyecanı bir an düşmeyen sahneleriye nefes kesti, son filminde de her ne kadar eleştirilse bile doğru mesajları yüksek prodüksiyon kalitesi ve zaman zaman izleyiciyi içine alan belgesel tadındaki görüntüleriyle ustalığını perçinledi.
Ne yazık ki filmden çıkarken hala bazı insanlar hala herif kıro mıro ama güzel film yapıyo diyolardı , Allaahım bu nasıl bir övgü cimriliği ve önyargı bombardmanıdır.Neden Türk insanı bu kadar kalıplardan oluşan kapkalın camlarla bakar ve güzellikleri görmez de hep bi kusur arar? Ayrıca neye göre kıro? Adam zaten ne geldiği yeri inkar ediyor ne de kendini farklı göstermeye çalışıyor, aksine yıllar içinde kendine yatırım yapa yapa inanılmaz bir gelişim gösteriyor ve bugün yaptığı filmleri yurt dışına satılıyor festivaller de gösteriliyor.
Kişiliğine, yaşamına baktığımızda da ne kimseyle ters düşmüş, ne başkalarının ekmeğiyle oynamış, ne de sansasyon peşinde koşmuş , sadece ve sadece işine odaklanmış tüm birikimlerini belki de riske sokarak bu filmlere yatırmış, ve o Kral TV görüntülerinden Maldivler'de dalışa giden birisine dönüşmüş , özel hayatında da doğru dürüst ilişkiler yaşamış...
Filmin senaryosu Güneşi Gördüm kadar kuvvetli olmasa da muhteşem çekimler özellikle zikir sahnesi bence çok etkileyiciydi. İnsan da o an filmin içinde olma isteği uyandıran İstanbul ve New York manzaraları ve bence filmi duygusal bir finale bağlayan sürpriz sayılabilecek son filmin diğer artılarıydı.Ama Haluk Bilginer'in muhteşem performansını atlamamak lazım sanki karşınızda günlük hayatta biri varmış ve siz de bişeyler söylemek istiyorsunuz gibi katıyor o tüm konuşmaların içine..
Devam Mahsun devam dördüncü filmin için de arayı fazla açmadan devam..Kim ne derse desin sen yoluna bak ''Alem buysa kral sensin''
Yıl 2010 Mahsun'un en son filmi 5 Kasım itibarıyla vizyona girdi.Geçen 6 aylık dönemde gittiğim birçok filmde fragmanına rastladığım New York'ta 5 Minare sezonun merakla beklediğim filmlerinden biriydi.Cumartesi günü seyrettikten sonra bir kez daha takdir ettim Mahsun'u. aynen Beyaz Melek ve Güneşi Gördüm'de ettiğim gibi...
İlk filminde seyredenleri hıçkırıklara boğmuştu, Güneşi Gördüm 'de ise o muhteşem senaryo ve heyecanı bir an düşmeyen sahneleriye nefes kesti, son filminde de her ne kadar eleştirilse bile doğru mesajları yüksek prodüksiyon kalitesi ve zaman zaman izleyiciyi içine alan belgesel tadındaki görüntüleriyle ustalığını perçinledi.
Ne yazık ki filmden çıkarken hala bazı insanlar hala herif kıro mıro ama güzel film yapıyo diyolardı , Allaahım bu nasıl bir övgü cimriliği ve önyargı bombardmanıdır.Neden Türk insanı bu kadar kalıplardan oluşan kapkalın camlarla bakar ve güzellikleri görmez de hep bi kusur arar? Ayrıca neye göre kıro? Adam zaten ne geldiği yeri inkar ediyor ne de kendini farklı göstermeye çalışıyor, aksine yıllar içinde kendine yatırım yapa yapa inanılmaz bir gelişim gösteriyor ve bugün yaptığı filmleri yurt dışına satılıyor festivaller de gösteriliyor.
Kişiliğine, yaşamına baktığımızda da ne kimseyle ters düşmüş, ne başkalarının ekmeğiyle oynamış, ne de sansasyon peşinde koşmuş , sadece ve sadece işine odaklanmış tüm birikimlerini belki de riske sokarak bu filmlere yatırmış, ve o Kral TV görüntülerinden Maldivler'de dalışa giden birisine dönüşmüş , özel hayatında da doğru dürüst ilişkiler yaşamış...
Filmin senaryosu Güneşi Gördüm kadar kuvvetli olmasa da muhteşem çekimler özellikle zikir sahnesi bence çok etkileyiciydi. İnsan da o an filmin içinde olma isteği uyandıran İstanbul ve New York manzaraları ve bence filmi duygusal bir finale bağlayan sürpriz sayılabilecek son filmin diğer artılarıydı.Ama Haluk Bilginer'in muhteşem performansını atlamamak lazım sanki karşınızda günlük hayatta biri varmış ve siz de bişeyler söylemek istiyorsunuz gibi katıyor o tüm konuşmaların içine..
Devam Mahsun devam dördüncü filmin için de arayı fazla açmadan devam..Kim ne derse desin sen yoluna bak ''Alem buysa kral sensin''
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)